Kapıdayım. Zile basmam gerekmiyor.
Zilin sesine ses verecek yok.
“Kim o?” diyenim yok.
Adımın ve sesimin yankılanmasına derinliğini bilemediğim
ama varlığından emin olduğum tanımsız bir sevinçle karşılık verecek yok.

Kapının arkasında bekleyenim yok.
Önünde beklemek ile arkasına geçmek arasında pek fark yok.
Kapalı kalsa ne gam!
Açmaya değmeyen kapıdan daha büyük duvar var mı ki?

Anahtar elimde. Kendim çeviriyorum.
Bana açılmıyor kapı. Ben açıyorum kapıyı.
Ben açılıyorum kapıya. Sessiz ve loş koridor.
Ses yok; tanıdık yüzler eksik, beklediğim gürültü tükenmiş, alıştığım uğultu alıp başını gitmiş.

“Baba bana ne aldın?” diyen bıktırıcı ses bile terk etmiş kapının arkasını.
Ayakkabımı çıkarmama bile fırsat vermeyen, apansız boynuma atılan sabırsızlıkların yerinde yeller esiyor.